**YENİ** KAMERALI SOHBET >>>





Strateji-Savaş Oyunları

You are currently browsing the archive for the Strateji-Savaş Oyunları category.

Timeshift (2007) ENG

Devamını oku »

alt

Transformers ismini duymayanımız oldukça azdır herhalde. Birçoğumuzun çocukluk yıllarında var olmuş ve günümüze kadar ulaşmayı başarmış olan robotlar ilk olarak Çizgi-roman, sonra oyuncak maketler, çizgi film derken bu kez de ortaya büyük bir sinema filmi projesi ile çıkıyor. (Aslında yıllar önce bir sinema uyarlaması yapıldı ama neyse) Steven spielberg ve Micheal bay gibi sinemanın dev isimleri tarafından desteklenen ve çekimleri yılları bulan film projesi nihayet geçtiğimiz haftalarda izleyici ile buluşmuştu ve oldukça da büyük ilgi gördü. Günümüzün değişmez kurallarından olan “Film oyunu” kavramı Transformers için de geçerli. Zaten bir çok Marvel çizgi-roman karakterinin oyun yapım hakkını elinde bulunduran Activision, bu çizgi uyarlamada da başrolda yine. Oyunumuz, film beyazperdeye uğramadan önce Transformers severlerle buluştu. Özellikle filmden önce oyunu oynayanlar daha sonra filmle benzer sahnelerle karşılaşabilirler.

Konuyu kısaca özetleyecek olursak: Sam withwicky, araba tutkunudur. İkinci el bir araba pazarından aldığı araba tüm kaderini değiştirecektir aslında; ama bunun farkında değildir.ıÜüSarı klasik Camaro yani Bumblebee, bize ilk görünen robot. Arkasından iki ırkta dünyaya iner. İstedikleri şey, yüzyıllar önce Sam’ın dedesinin keşfettiği şeyi yani Küp’ü ele geçirmektir. Özel güçlere sahip olan küp, yaydığı inanılmaz enerji sayesinde metal nesnelere hayat verebiliyor. Bunu bilen Deception’lar, Küp’ü ele geçirerek dev bir ordu kurmayı amaçlıyor. Autorobot’lar da buna engel olmak ve Deception’ları durdurmak zorundadırlar. Burada sam’in önemi ise küpe giden anahtarın dedesinin eski gözlüğünde olması ve bu gözlüğünde sam’de olması.

Uzay teması hakim bir ana menü bulunuyor oyunda. Bana ilk görüşte biraz Doom3′ü anımsattı. İlk baktığımızda en dikkat çekici başlık : BONUS bölümü oluyor. Karakterler, yüzlerce resim, videolar gibi ekstralar hoş bir özellik olarak eklenmiş; ama bunları hemen göremiyoruz. Nedenini ilerleyen satırlarda açıklayacağım. Uzatmadan oyuna girmek için “new game” dedikten sonra önümüze iki seçenek çıkıyor. AUTOBOT ve DECEPTION. Bilenler bilir. Transformers’te bu iki farklı ırk arasında sürekli rekabet olmuştur. İlk ırk yani autobot’lar kısaca iyi taraf. Bu başlığı seçersek amacımız kayıp küp’ü, Kötü ırka kaptırmamak ve yok etmek. Akabinde Dünyayı kurtarmak. Bu camping’i seçtiğiniz taktirde filmin ana temasını az çok oynamış olacaksınız. Deception’lar ise Küp’ü bulmak ve bunun için önüne geleni yoketmekten geri kalmayan bir ırk. Bu ırkı seçtiğiniz takdirde alternatif bir senaryo oynayacaksınız bir bakıma. Oyuna girdiğimizde ilk dikkat çeken haritalar. Önümüzde oldukça geniş bir şehir haritası bulunuyor. İstediğimiz yere gidebiliyor, binalara tırmanabiliyoruz. Ortalığı dağıtmakta üzerimize yok. Öyleki trafikte seyreden araçları kaldırıp, ağaçları yerinden söküp fırlatabiliyoruz. Çevre ile etkileşim içersindeyiz yani çevredeki her unsur hem yardımcımız hemde düşmanımız olabiliyor. Trafikte veya normal esnada ani değişimler yaparak robot’tan arabaya aynı şekilde tam tersine dönebiliyoruz. Oyunun en güzel yanlarında biri bu bence. Trafikte araç olarak ilerlerken gitmemiz gereken yere daha kısa yoldan ilerlemek istiyorsak virajlarla uğraşmak yerine ani bir dönüşüm ile binaların üzerinden, köprülerden istediğimiz yere varıyoruz. Bu yöntem çok eğlenceli ve farklı alternatifler sunuyor oyunculara. Yıkılıp deforme olan çevreler ise görülmeye değer. Tam anlamıyla kaos ortamını andırıyorlar. Fizikler üzerinde iyi çalışılmış belliki. Oyunda genellikle yapacağımız görevler, bir yeri koru, yok et, vur ilerle mantığı ile ilerliyor. Bölümleri geçtikte puanlar topluyoruz ve farklı robotları yönetme hakkı kazanıyoruz. Her bölüm başı ve sonunda sinematik videolar karşılıyor bizi. Çeşitli karakterlerle oyuna devam etmek bir diğer güzel yön. Optimus prime, Megatron,Bumblebee, Jazz, İronside bu karakterlerden başlıcaları ve hepsinin kendilerine has özellikleri var. Yapacak yeni görevler haritada fosfor yeşili olarak gösteriliyor ve tamamladığımız görevler soluk sarı olarak gösteriliyor. Böylece yapılmış ve yapılacak görevler belli oluyor. Yapmış olduğumuz görevleri tekrar oynayabileceğimiz gibi oyunda senaryoya bağlı kalmak istemeyenler için küçük görevler de bulunuyor. Bunları yaparak kazanacağımız puanlar ve oyun ilerleyişimize göre bonus bölümünden materyaller açılmaya başlıyor. Biraz da sistemsel özelliklere baktığımızda, Grafikler güzel. Özellikle robotların tasarımları hele hele dönüşürlerken ki ortaya çıkan görsel tablo oldukça hoş. Işıklandırma ve çevre tasarımları da gayet başarılı. Seslendirme kadrosunda ise film ekibi bulunuyor. Kontroller ise bekleneni veremiyor ne yazıkki. Çeşitli kamera açıları sorun olabiliyor, araba kullanmak tam bir işkenceye dönüşebilir. Ek olarak arabalarda nos’da bulunuyor. Böylece sınırlı bir zamanda gitmemiz gereken bir yere daha hızlı ulaşabiliyoruz. Bu oyun aynı zamanda size güzel yarış deneyimleri de yaşatabilir.

Sonuç olarak, Activision’un son yıllarda çıkarmış olduğu en iyi film oyunu olmuş Transformers the game. Eğlencesi ve görselliği ile tüm Transformers severlere hitap eden bir yapım. Oyun kıtlığının yaşandığı bu dönemde Transformers kaçırılmayacak bir fırsat.

Devamını oku »

Devamını oku »

Sİze:1.75 Gb
Devamını oku »

Oyun Hakkında :

Platform: PC
Tür: Action
Multiplayer: Var
Yayıncı: Activision
Yapımcı: id Software

93′te id Software’in iki elin parmakları kadar çalışanıyla birlikte çıkarıldığında belki de yapımcıları bile Doom’un tüm zamanların en çok bilinen PC yapımlarının başında yer alabileceğini tahmin edememişti. Zamanının elverdiği her olanağın sonuna kadar kullanıldığı yapım yaratıcı konusu ve oynanabilirlik özellikleriyle bir anda dikkatleri üzerine çekmişti. Böylece günümüzde Doom, Quake gibi serileriyle oyun sektörünün en köklü firmalarından biri olarak kabul edilen id Software de sektörün tarihine ismini altın harflerle yazdırmayı başarmıştı. Günümüzde de yapımcı firma hala sektörün en saygın firmalarından biri. Farklı bir açıdan baktığımızda da Doom’un ayrıca PC’nin üç boyutlu oyun potansiyelini ortaya çıkarması ve bu amaç için kullanımının yaygınlaşmasında da tartışılmaz bir katkısı olduğu açık.

Günümüzde kadar uzanan birçok varyasyonu bulunan Doom serisi zamanın teknolojilerine ayak uydurarak sürekli geliştirildi ve yenilendi, ilk çıktığında birkaç diskete sığan yapım son temsilcisiyle ilk halinden tam 130 kat daha büyük bir biçimde uzun ve sabırları zorlayan bir yapım sürecinin ardından 3 CD olarak nihayet oyunseverlerin beğenisine sunuldu. Saygıdeğer yapımcı id Software yine yapacağını yaptı ve gerek teknik özellikleri gerekse oynanabilirlik açısından tam anlamıyla ‘başyapıt’ tanımlamasına uyan 3. nesil Doom’u karşımıza çıkardı.

Doom 3′ü genel olarak değerlendirdiğimizde günümüz oyuncularının beklentilerinin fazlasıyla karşılandığını görüyoruz. Uzun bir çalışmanın ürünü olan yapım son teknolojiyle ilk oyunun kavramsal yapısının mükemmel bir sentezi olarak tanımlanabilir. Barındırdığı görsel altyapı, harika ses düzenleri ve oynanış açısından sunduğu kalite gerçek anlamda takdire değer. Oyun hakkında ilk izlenimleriniz ister olumlu ister olumsuz olsun her tür oyunseverin birçok farklı ve özgün açıdan beğenisini kazanabilecek bir yapım Doom 3. Oyunu eleştirilebileceği tek yön ise ekran kartı savaşının ortasında Half Life 2 ile birlikte birçok spekülasyona konu olması gösterilebilir. Ancak bunun dışında açıkçası yapımda gözle görünür ne teknik bir hata, ne de hissedilebilir bir eksik bulunmuyor. Doom serisinin ilginç atmosferi ve kavramsal yapısını Doom 3 bir devam oyunundan beklide beklenmeyecek ölçüde tüm renkleriyle gözler önüne seriyor.

Her ne kadar Doom ile daha önceden tanışmış olan oyuncular için konu tanıdık gibi görünse de hafızamızı tazelemek ve ilk defa oynayacaklar için kısaca hikayemizi özetlemekte yarar var. Doom 3′te bu iş için eğitilmiş yetenekli bir piyadeyi canlandırıyoruz. Union Aerospace Corp. adlı şirketin Mars gezegenindeki araştırma merkezine görevine başlamasının hemen ardından uzay üssü beraberinde kaos, şüphe belirsizlikleri getiren güçlü ve kalabalık şeytani yaratıklarının istilasına uğrar. Oyundaki görevimiz kısaca bu istilada hayatta kalmayı başaran az sayıdaki insanlardan biri olarak savaş becerilerimizi ve güçlü silahlardan oluşan envanterimizi kullanarak hızla yayılan bu şeytani güce dur demek.

Hikayeye genel olarak baktığımızda klasik, sıradan bir fps türünde oyun izlenimi yaratsa da sonradan ortaya çıkan detaylardaki gizemli hava yapımın sıradan olmadığını kanıtlıyor. Üstelik kullandığımız klasik kelimesi özellikle ‘fps’ ile kullanıldığında akla gelecek ilk şeylerden biri, türünün atası olarak kabul edebileceğimiz Doom serisi olacaktır. Ancak bu durum aynı zamanda yapıma dair beklentilerimizi çok daha yükseklere ulaştırıyor. Bir devam oyunu, özellikle de türünün öncüsü sayılabilecek bir oyunun devamı kesinlikle oyunseverleri sonuna kadar tatmin etmek zorunda. Nitekim Doom 3′te id Software yine mükemmeliyetçi yaklaşımıyla beklentileri bir kez daha karşılamayı başarıyor.

Güzel bir tanıtım videosu ardından sade sayılabilecek kullanışlı bir menüyle karşılaşıyoruz. Sadelik arkaplandaki gayet iyi bir soundtrack’le destekleniyor. Oyuna ilişkin tüm seçenekler ve tek kişilik senaryo ve çoklu oyuncu tercihi ve mod seçimi detaylı bir biçimde arayüzden ayarlanabiliyor. Oyun için çeşitli modları sanırım önümüzdeki aylarda görme şansımız olacak. Yapım sisteminizi test ederek en uygun ayarları varsayılan olarak atıyor. Burada çok fazla vakit kaybetmeye gerek yok hemen oyuna geçiyoruz.

Doom 3′e atmosfer ve oynanılabilirlik açısından baktığımızda eski yapımların ne denli büyük bir evrimden geçtiğini görmek mümkün. Mars gezegeninde geçen yapımda önceki oyunlardaki gelenek bozulmamış ve açık ve geniş alanlar yerine yine kapalı, dar ve karanlık koridorlar kullanılmış, böylece yapıma korku faktörü katılmış. Ayrıca bu durum gerek senaryoda gerekse oynanış biçimiyle de desteklenmiş. Bölüm tasarımlarındaki karanlık, soğuk ve ürkütücü mekanlar, dar koridorlar, gölgeler, birdenbire sönen ışıklar oyuncuyu sürekliyi tedirgin ediyor. Bazen oyuncuya verilen korku dozu o denli artıyor ki duvarlara bile güvenemez oluyorsunuz. Duvarlarda şeytani yaratıkların çıktığı gizli bölmeler bulunuyor ve hiç beklemediğiniz bir anda bu korkunç yaratıkların karanlıkta parlayan gözleriyle göz göze gelebiliyorsunuz. Ortam karanlık olduğundan el fenerinizi silahınızla değiştirirken yaşayabileceğiniz küçük bir aksaklık sonucu kendinizi yaratıkların hiç de merhametli olmayan kucağında bulabiliyorsunuz. Kapıları açtığınızda karşınıza ne çıkacağını çoğu zaman tahmin etmek güç oluyor. Doom 3 oyuncuyu atmosferiyle soluksuz bir maceraya taşıyor. Kısacası oyuncu atmosferi sonuna kadar hissedebiliyor.

Atmosferi önceki yapımlardan gelen bol pikselli onlarca yaratık tamamlıyor. İlk oyundan itibaren gördüğümüz ve bazıları tanıdık olan bu şeytani yaratıklar gerek tasarımları gerekse detay seviyeleriyle göz kamaştırıyor. Yaratıklardaki detay seviyesi 6 haneli piksel rakamlarından da anlaşılabiliyor. Bunlar arasında “boss” olarak adlandırılan büyük ve diğerlerine göre oldukça güçlü yaratıklar da bulunuyor. Bu yaratıklar detay seviyeleriyle ve saldırı güçleriyle gerçekten korkutucu.

Bölüm tasarımları genelde, daha önce de değindiğimiz gibi, kapalı alanlarda geçiyor. Yapımcı bir uzay üssünde bulunduğunuzu hissettirmek adına neredeyse hayal gücünün elverdiği tüm detayları göz önünde bulundurarak muhteşem bir ortam hazırlamış. Etrafınızdaki etkileşimli cisimler, bilgisayar terminalleri daha önce hiçbir oyunda olmadığı kadar göz alıcı detaylarla hazırlanmış. Genellikle birbirlerine kapılarla bağlı olan odalar ve koridorlarda ilerlediğimiz oyunda senaryodaki lineer yapı gereği tek bir çıkış yolu bulunuyor, görevleri yerine getirmek. Bölümler birbirlerine serinin önceki yapımlarında olduğu gibi asansörler ya da büyük geçiş kapılarıyla bağlanıyor.

Her ne kadar çoğunlukla kapalı alanlarda geçse de, bazı bölümlerde kısa süreli bile olsa Mars yüzeyine çıkmamız gerekiyor. Dışarı çıkarken basınç odalarını kullanıyoruz. Bu küçük detay oyunun gerçekçi yaklaşımının açık bir göstergesi niteliğinde. Bu geçişler sırasında üzerimizdeki koruyucu giysi olsa da ekranda sol alt köşede görünen oksijen seviyesine çok dikkat etmek ve mümkün olduğunca aceleci davranmak gerekiyor. İlk bölümlerde kısa olan bu geçişler ilerleyen bölümlerde çok daha uzun olabiliyor. Bu gibi durumlarda etraftaki oksijen tüplerini akıllıca kullanarak ilerlemek gerekiyor. Ayrıca özellikle etrafında Marsın dış yüzeyine bakan camlar bulunan mekan ve koridorlarda nereye ateş ettiğinize çok dikkat etmelisiniz. Aksi takdirde birden havasız kalmak içten bile değil.

Min. Sistem:
Win 2000 veya XP,
Pentium IV 1.5 GHz veya eşdeğer AMD Athlon XP,
384 MB RAM,
64 MB Ekran Kartı
9.0b, Geforce 4MX/Radeon 8500 ve üzeri,
2.2 GB boş sabit disk alanı
Devamını oku »

Conflict: Global Storm

Conflict: Global Storm

Conflict: Global Storm

Devamını oku »

« Older entries § Newer entries »

Kapat
E-posta ile paylaş